|
SEVGİNİN ÜÇ TÜRÜ |
|
|
Sevgi üç
türlüdür. Birincisi "Eğer" türü sevgi!..
Eğer iyi olursan baban, annen seni sever.
"En çok rastlanan sevgi türü budur" diyor. Bir şarta bağlı sevgi..
Karşılık bekleyen sevgi... "Sevenin, istediği bir şeyin sağlanması
karşılığı olarak vadedilen bir sevgi türüdür bu"... "Nedeni ve şekli
bakımından bencildir. Amacı sevgi karşılığı bir şey kazanmaktır." Eğer türüne örnek olarak; Bir genç Tokyo Üniversitesi giriş sınavlarını kazanarak babasını mutlu etmek için, çok çalışıyor. Okul dışında hazırlama kurslarına da gidiyor. Ama başarılı olamıyor. Babasının yüzüne bakacak hali yok.Üzüntüsünü hafifletmek için bir haftalığına Hakone kaplıcalarına gidiyor.Eve döndüğünde babası öfkeyle "Sunavları kazanamadın. Bir de utanmadan Hakone'ye gittin" diye bağırıyor. Delikanlı "Ama baba, vaktiyle sen de bir ara kendini iyi hissetmediğinde Hakone kaplıcalarına gittiğini anlatmıştın" diyor. Baba daha çok kızarak, delikanlıyı tokatlıyor. Çocuk da intihar ediyor.
Gazeteler intiharın anlık bir sinir krizi sonucu olduğunu söylediler,
yanılıyorlardı.
İnsanlar "Eğer" türü sevginin üstünde bir sevgi arayışı içindeler
aslında.. Bu sevginin varlığını ve nerede aranması gerektiğini bilmek, bu
genç adamın yaptığı gibi, yaşamı sürdürmekle, ondan vazgeçmek arasında bir
tercih yapmakla karşı karşıya kaldığımızda önemli rol oynayabilir. Sevgini ikinci türü "Çünkü"
türü sevgi... Bu tür sevgide kişi, bir şey
olduğu, bir şeye sahip olduğu ya da bir şey yaptığı için sevilir. Başka
birinin onu sevmesi, sahip olduğu bir niteliğe ya da koşula bağlıdır."
Çünkü türüne örnek olarak; "Seni seviyorum. Çünkü çok güzelsin.
(Yakışıklısın!)"
Çünkü türü sevginin, Eğer türü sevgiye tercih edileceğini anlatıyor. Eğer
türü sevgi, bir beklenti koşuluna bağlı olduğundan büyük ve ağır bir yük
haline gelebilir. Oysa zaten sahip olduğumuz bir nitelik yüzünden
sevilmemiz, hoş bir şeydir, egomuzu okşar. Bu tür, olduğumuz gibi
sevilmektir.
İnsanlar oldukları gibi sevilmeyi tercih ederler. Bu tür sevgi onlara yük
getirmediği için rahatlatıcıdır. Ama derin düşünürseniz, bu türün, "Eğer"
türünden temelde pek farklı olmadığını görürsünüz. Kaldı ki, bu tür sevgi
de, yükler getirir insana.. İnsanlar hep daha çok insan tarafından sevilmek isterler. Hayranlarına yenilerini eklemek için çabalarlar. Sevilecek niteliklere onlardan biraz daha fazla sahip biri ortaya çıktığı zaman, sevenlerinin, artık ötekini sevmeye başlayacağından korkarlar. Böylece yaşama sonsuz sevgi kazanma gayretkeşliği ve rekabet girer. Ailenin en küçük kızı yeni doğan bebeğe içerler. Sınıfın en güzel kızı, yeni gelen kıza içerler. Üstü açık BMW'si ile hava atan delikanlı, Ferrari ile gelene içerler. Evli kadın kocasının genç ve güzel sekreterine içerler. O
zaman bu tür sevgide güven duygusu bulunabilir mi? Çünkü türü sevgi de,
gerçek ve sağlam sevgi olamaz.Sevginin güven duygusu vermeyişinin iki ayrı
nedeni daha var... Sevginin üçüncü türü ise;
Bir koşula bağlı olmadığı için ve karşılığında bir şey beklenmediği için
"Eğer" türü sevgiden farklı bu... Sevilen kişinin çekici bir niteliğine
dayanıp, böyle bir şeyin varlığını esas olarak almadığı için "Çünkü" türü
sevgi de değil. Bu üçüncü tür sevgide, insan "Bir şey olduğu için" değil,
"Bir şey olmasına rağmen" sevilir.
Esmeralda, Qusimodo'yu dünyanın en çirkin, en korkunç kamburu olmasına
"rağmen" sever. Asıl, yakışıklı, zengin delikanlı da Esmeralda'ya çingene
olmasına "rağmen" tapar!... "Kişi dünyanın en çirkin, en zavallı, en sefil
insanı olabilir. Bunlara 'rağmen' sevilebilir. Tabii bu sevgiyle
karşılaşması şartı ile". Burada insanın, iyi, çekici ya da zengin konum
edinerek sevgiyi kazanması gerekmiyor. Kusurlarına, cahilliğine, kötü
huylarına ya da kötü geçmişine "rağmen" olduğu gibi, o haliyle
sevilebiliyor. Bütünüyle çok değersiz biri gibi görünebiliyor ama en
değerli gibi sevilebiliyor. "Yüreklerin en çok susadığı sevgi budur" diyor. "Farkında olsanız da, olmasanız da, bu tür sevgi sizin için yiyecek, içecek, giysi, ev, aile, zenginlik, başarı ya da ünden daha önemlidir." Bunun böyle olduğundan nasıl emin?.. Haklı olduğunu kanıtlamak için sizi bir teste davet ediyor. "Şu soruma cevap verin" diyor. "Kalbinizin derinliklerinde, dünyada kimsenin size aldırmadığını ve hiç kimsenin sizi sevmediğini düşünseydiniz, yiyecek, elbise, ev, aile, zenginlik, başarı ve üne olan ilginizi yitirmez miydiniz?.. Kendi kendinize 'Yaşamamın ne yararı var' diye sormaz mıydınız?... Şu anda en sevdiğiniz kişinin sizi sadece kendi çıkarı için sevdiğini anladığınızı bir düşünün.. Dünya birden bire başınızın üstüne çökmez mıydı?. O an yaşam size anlamsız gelmez miydi?. Diyelim sıradan bir yaşamınız var... Günlük yaşıyorsunuz. Günün birinde gerçek, derin ve doyurucu bir sevgi bulacağınızdan umudunuz olmasa, kalan hayatınızı nasıl yaşardınız?..." "Böyleleri
ya iyice umutsuzluğa kapılıp intihar ediyorlar ya da iyice dağıtıp yaşayan
ölü haline geliyorlar. Bugün yaşamınızı sürdürebilmenizin nedeni 'Rağmen'
türü sevgiyi şu anda yaşamanız ya da bir gün bu sevgiyi bulacağınıza
inancınızdır. Bugün yaşadığımız toplumda herkesi doyuracak bu sevgiyi
bulmak zor. Çünkü herkesin sevgiye ihtiyacı var... Kimsede başkasına
verecek fazlası yok. Yakınımızda olan birinin bu sevgiyi bize vermesini
bekleriz. Ama o da aynı şeyi başkasından beklemektedir." Peki bu dünyada sevgi ne kadar var? Açlığımızı biraz bastıracak kadar ve de yemek öncesi tadımlık gelen iştah açıcılar gibi... Bu minnacık tadım, bizi daha müthiş bir sevgi açlığına tahrik ve teşvik ediyor. Bu minnacık tadım sevgiye ne kadar muhtaç olduğumuzu anlatıyor. Büyük bir hırsla ana yemeğin gelmesini ve bizi doyurmasını bekliyoruz... Hani nerede? Hepsi o... Ve asıl çarpıcı cümle en sonda; "Dünyadaki en büyük kıtlık, 'rağmen' türü sevginin yeterince olmayışıdır!" Japon Yazar Matsumi Toyotome
|
|